1999 Depreminin Yaraları 2015 Restorasyonuyla Sarıldı
Tarihî Orhan Camisi İmam Hatibi Kenan Yılmaz, namaz sonrasında caminin köklü geçmişi, atlattığı badireler ve mimari eklentileri hakkında önemli bilgiler paylaştı. Caminin 1330'lu yıllarda Sultan Orhan Gazi döneminde, şehzadesi Gazi Süleyman Paşa tarafından kale surlarının içerisine bir fetih sembolü olarak inşa edildiğini belirten Yılmaz, yapının geçirdiği tarihî dönüşümü şu sözlerle aktardı:"Camimizin bilinen ilk büyük onarımı 1843 yılına aittir ve o tarihten bugüne kadar 6 ayrı büyük restorasyon kaydı bulunmaktadır. Bu süreçteki en kritik virajlardan biri ne yazık ki 1999 yılında yaşanan Gölcük merkezli depremdi. Depremde ağır hasar alan camimiz tam 4 yıl boyunca ibadete kapatıldı. Cemaatimiz ibadetine bahçede kurulan bir sahra çadırında devam etmek zorunda kaldı. O dönem yapılan hızlı onarım aslına çok uygun olamadığı için, bu durumun telafisi 2015-2017 yılları arasındaki detaylı restorasyonla sağlandı. Yaklaşık 2,5 yıl süren titiz çalışmalarla camimiz yapısal, mekanik ve görsel olarak aslına tamamen uygun bir şekilde geleceğe taşındı."
Sultan Abdülmecid’e Şifa Olan Tepe
Caminin 1843 yılında Sultan Abdülmecid döneminde gerçekleştirilen en kapsamlı restorasyonla adeta yeniden ihya edildiğini ifade eden İmam Hatip Kenan Yılmaz, Osmanlı padişahının camiyle olan manevi bağına dair günümüze ulaşan rivayeti paylaştı:"Sultan Abdülmecid Han’ın astım benzeri kronik bir rahatsızlığı varmış. Burayı ziyareti esnasında, kentin en havadar tepesinde yer alan bu bölgenin havasının kendisine çok iyi geldiğini, şifa bulduğunu fark etmiş. Hem bu temiz havada istirahat etmek hem de ecdat yadigarı bu mukaddes mekanda huzurla ibadetini ifa edebilmek amacıyla camimize 'Hünkar Mahfili' bölümünü kazandırmış. Bugün altında huzurla saf tuttuğumuz 4 sütunlu ahşap iç kubbe, kadınlar bölümü, kürsü ve minber de yine Sultan Abdülmecid Han döneminin zarif dokunuşlarıdır."
Kılıç Gücü Değil, İslam'ın Adaletini Temsil Ediyor
İstanbul'daki Ayasofya-i Kebir Camii başta olmak üzere sadece fethin sembolü olan sınırlı sayıdaki camide uygulanan "kılıçla hutbe" geleneğinin derin manalar barındırdığına dikkat çeken Yılmaz, kılıcın bir işgal veya baskı unsuru olmadığının altını çizdi:"Minbere kılıçla çıkılmasının arkasında birden fazla temsil vardır. Kılıç, İslam fetihlerinin bir yeri yakıp yıkmak ya da zorla ele geçirmek için değil; oradaki zulüm düzenini yıkıp yerine İslam'ın adaletini götürmek için yapıldığını simgeler. Aynı zamanda yeryüzünde bir hukuk ve devlet otoritesi olduğunu, kimsenin bir başkasının hakkını gasp edemeyeceğini ve adaletin ancak meşru devlet eliyle sağlanabileceğini temsil eder. Maalesef camimizin asıl tarihî kılıcı geçmiş yıllarda çalınmış. Ancak bizler bugün, elimizde bulunan yaklaşık 100 yıllık bir geçmişe sahip son dönem Osmanlı tören kılıcıyla bu köklü ecdat geleneğini cemaatimize hissettirmenin ve yaşatmanın gururunu duyuyoruz."